Başak'ın Blogu...

12/12/2008

Yaprak Dökümü

"Babaannemin anlattııkları" dizisinde bahsi geçiyordu. Konya'da çocukluk başlıklı bölümde demiş ki babaanne:

"Erbil’lerin bahçesi
koşmaya oynamaya müsaitti. Orda tandır da olurdu, ekmek yapılırdı. Oradan sıcak ekmek çıkınca elimize ekmek de verirlerdi. (Kümbet gibi, kapağı açılıp içine hamur sokur, ekmek orda pişerdi.) Bizim evde fırından alınırdı(1930'lar) .”
"

Koşmaca arkadaşı Erbil, Fehamet'in 1931 doğumlu erkek kardeşiydi. Büyüyünce hukuk tahsili görmüş, okul yaptırmış; şehrin ilk kan merkezini kurmuş, son zamanlara kadar Verem Savaş Derneği'ni yönetmiş ve Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nin kurulmasına ön ayak olmıştu. Bayram sonrası ziyarete gidecek, ondan da geçmişe dair mümkün olduğunca çok şey öğrenmeye  bakacaktım. Bugün onu da kaybettik. Konya'ya cenaze için gidiyoruz. O yıllarda Konya'da koşmaca oynayan çocuklardan kimse kaldı mı acaba?

Kategori: Sozlu_Tarih
6/12/2008

Geçmişe dair: Safiye Ayla, Konya Kız Muallim Mektebi'nde

Babaannemin orta kısmını bitirdiği Konya Kız Muallim Mektebi’nde okumak, bir aile geleneği imiş. Babaannemin büyük teyzesi Kazime Tevfik Türkan, okulun ilk mezunu idi. Kazime Hanım hiç evlenmemiş, çocuğu olmamış ama iki kardeşinin de kızları (Rüştü Bey’in kızı Nemika, Zahide Hanım’ın kızı Leman) Konya Kız Muallim Mektebi’nde okumuş. Leman Hanım'ın kızı Aydüz (babaannem), Zahide Hanım'ın oğlu  Rıfkı'nın büyük kızı Fehamet, Rüştü Bey’in öğretmen oğlu Namık’ın kızı Günden  Konya Kız Öğretmen Okulu’nda okuyan diğer aile bireyleri. Leman ve Nemika Hanım’ların  öğrencilik yıllarına ilişkin aşağıdaki bilgiyi Günden Hanım anlattı:

 :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

 Babaannemin annesi Leman Hanım, dayısının kızı Nemika ile Konya Kız Muallim Mektebi’nde öğrenci olduğu sırada okula darül-eytamlı öğrenciler gelir. Darüleytamlar,  1.Dünya Savaşı sırasında yetim ve öksüz kalan çocukları korumak, onları İstanbul’a veya yurdun işgal edilmemiş, tehlikesi bölgelerine getirmek amacıyla kurulmuş “yetim yurtları”dır. Savaş yıllarının başında İstanbul’daki terkedilmiş Rus-İtalyan-Fransız okullarının boş binalarına yerleştirilen kimsesiz çocuklar, 1918’de Mondoros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri okul binalarına yerleşince açıkta kalmış ve bir kısmı İstanbul dışı vilayetlere gönderilmişler, bir kısmı bu işe ayrılan yalı ve saraylara yerleştirilmişlerdi.

Çağlayan Kasrı’ndaki Darüleytam’da kalanların içinde ileride cumhuriyet döneminin en önemli Türk müziği sanatçılarından birisi olacak Safiye Ayla da vardı. Darüleytamlı Safiye Ayla, bir yıllığına Konya Muallim Mektebine gönderilenler arasındaydı. Nemika Hanım’ın kardeşinin kızı Günden, 70’li yıllarda Safiye Ayla ile tanışır. İskelet gibi incecik kalmış bir kadındır Safiye Ayla, iştahı açılsın diye geldiği Mecidiyeköy’deki saunada tanışırlar. Kendisine Konya’da geçirdiği günleri, hatırladığı Konyalı kızları sorduğunda iki isim gelir aklına : “Güzel Leman vardı, Nemika vardı” der,  alımlılılarını, güzelliklerini anlatır. Günden Hanım, “onlar benim halalarım, ben de o okulun mezunlarındanım” deyince kalkıp onu öper.

 

Kategori: Sozlu_Tarih
23/7/2008

Dedemin Askerlik Anıları: Yedeksubaylık

6 ay yedek subaylığım var. Erzurum-Giregösek-Tortum

Ben, 3. Ordu, 18. Kolordu, 3. Tümen, 11. Piyade Alayı, 1. Tabur, 1. Bölük Takım Subayı.

Bölük Kmt. Hüsnü Baymak, Alay Kmt. İbrahim Erkan, Tümen Kmt. Kazım Erguvanlıgil, Kolordu Kmt. Kemal Yaşınkılıç, Ordu Kmt. Kurtcebe Noyan

Maaşım yedek subayda 140lira idi. Ayrıca 30lira aylık tayın bedeli vardı.Toplam 170 Lira. O 170 liradan çok para arttırdım. O 170 lira helal para değildi bence. Sabah bölüğü al, tahkimata git. Bekle. Başka hiçbir şey yapmadan 3 ay geçti.

Ben yedek subaydayken ilk sayısı çıktı Hürriyet Gazetesi’nin. 1948. Şimdi gazetede 60.yıl trenindan bahsediyor. Askerde yasaktı gazete almak. Ne haddimize. Bir tek Ulus Gazetesi alınırdı.

Erzurum’un bir şeyini hiç unutmam. 11 Ekim günü gazinoya gittik. Yemek yedik. O sırada yağmur yağdı. Yatmaya gittik. Güvercin Dağı’nın tepesi beyazlamıştı. Sabah uyandığımızda ise her yer bembeyazdı. Talime çıkmanın imkanı yok. Birkaç gün sonra tabiatın güzelliğini, havanın temizliğini unutamam.


<<            

Kategori: Sozlu_Tarih


« Önceki::

Blogcu ile yapıldı