Caddenin girişinde kocaman afiş var: "Hoşgeldin ya şerh-i Ramazan" yazıyor. Ne demektir şerh-i Ramazan? Şerh; açıklama, anlatma, yorumlama demekmiş. Öyleyse hoşgeldin diye can-ı gönülden karşılanan şerh-i Ramazan nedir, ben anlamadım. Bilmediğim bir başka anlamı da mı var "şerh" in? Ne Türk Dil Kurumu'nun ne de Kubbealtı'nın sözlüğü'nde "şerh-i Ramazan" ifadesine anlam katmamı sağlayacak bir tanım buldum. Yoksa afişi yazanlar mı yanlış yazıyor, başka bir kelime ile mi karıştırıyorlar. Her sabah caddenin girişinde karşılıyor beni bu soru, bakalım Ramazan ayı bitmeden yanıt bulabilecek miyim...
Uzuun bir aradan sonra tekrar blogcuya "Merak Ettiklerim" kategorisine bir yazı ekleme hevesi ile girdim. Sorumun cevabını internette bulunca cevabıyla birlikte yayımlamaya karar verdim.
Soru şu: Bu yaz İstanbul'da geçirdiğim bir hafta sırasında çeşitli yerlerde özellikle Karaköy-Tünel-Galata kulesi-İstiklal Caddesi'nde duvarlarda, dükkan kepenklerinin üstünde sarı yumruklar çizildiğini gördüm! Oralarda dolaşırken çok merak etmiş, ama sonra aklımdan çıkmıştı. Bu pazar gene İstanbul'daydım, gene karşıma çıktılar. Aşağıdaki fotoğraflar, Tünel Meydanı'nda çekildi. Tramvay durağında durun, etrafınızdaki binaların üstünde en az 5-6 tane bu yumruk deseninden görürsünüz. Gazeteci amca, taksi şoförü bilemedi "bu yumruklar nedir?"'in cevabını. Hatta, farkında bile olmadıklarını söylediler! Siz biliyor musunuz nedir bu sarı yumrukların hikmeti?
Yanıt (İnternette okuduklarımın yalancısıyım): Bu yumrukların sebeb-i hikmeti, İstanbul'a konuk olan bir Alman graffiti sanatçısı imiş. Eserlerini KriPoe diye imzalayan sanatçının gerçek adı Matthias Wermke imiş. Taksim, Cihangir ve Karaköy'e sarı yumruklar ve gözler, bulutlar çizmiş durmaksızın. Almanya'da Güzel Sanatlar Akademisi öğrencisi olan Matthias, Türkiye'ye Erasmus bursuyla gelmiş; Marmara Üniversitesi'nde öğrenciymiş. Galiba artık geri dönmüş ama sarı yumrukları hala pek çok şaşırtıcı yerde İstanbulluların karşısına çıkıyor (Benim taksici ile gazeteci amca gibileri inatla görmüyor, merak etmiyor, o ayrı)
Anneannem, öğrenciliğinde bir çok şiir ezberlemiş. Bayramda, bir şiirden bir kaç dize aklına geldi, Google'a söyleyince şiirin tamamını buluverdi. Mithat Cemal Kuntay'ın (ünlü "Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır" dizeleri ile biten "On Beş Yılı Karşılarken" şiirinin şairi) bir şiiri. Taksim Anıtı, İtalyan heykeltraş Pietro Canonica'ya sipariş edildiğinde şair, Atatürk'ün nasıl anıtlaştırılmasını istediğini oturup dizelere dökmüş. Google Bana bu şiiri buldu, ben de aşağıya yazdım.
Ama anneannem diyor ki bir şiir daha vardı. Gene Kanonika'ya hitaben yazdığı, anıt yapıldıktan sonraki duygularını anlatan bir başka şiir. Onu da ezberlemiş çocukluğunda anneannem ama şimdi hiçbir dizesini bulamıyor. Ben internette aradım, anıt yapılmadan önce yazılmış şiirden başkasını bulamadım, kütüphaneye falan da gidemedim. O şiiri bilen, duyan var mı acaba?
KANONİKA
Elbette bilirsin,onu herkes gibi kimdir, Lakin onu sen anlayamazsın o; bizimdir.
Bilmem ki bu ellerle o temsil edilir mi? Her neyse... nedir malzememiz taş mı, demir mi?
Mermerse eğer cansız olan rengine nur at, Yok tunç ise bünyani avuçlarla alev kat. Yıldızları meczet gece renginde demirse, Yansın içi nisyan onu, haşa, kemirirse.
Yıldızlar, alev oklu fecirler avucunda, Bir meş’ale olsun kürenin binbir ucunda! Nabzındaki kan taştaki nabzında da vursun; Gökten iniyormuş, uçuyormuş gibi dursun!
Hayretle bakıp seçmeyelim kol mu kanat mı? Dinlediği bir dal mı cihan, bindiği at mı? Sırtında tutuşsun da, uçuşsunda şafaklar, Tarihe “benimdir” diye bassın o ayaklar.
Hür başların ikbali biriksin de başında, Kurtardığı bayrak alev olsun bakışında. İnsan boyu olsun fakat eflake sürünsün, Göğsünde de bir milletin eb’adı görünsün. Dağ parçalarından da mehib olsun omuzlar Sırtında bütün mamelekim var, vatanım var.