Ben Gezdim: Çimenlik Kalesi
Haftasonu Çanakkale’deydim. Bir toplantı bahanesiyle gittim fakat oturumları asıp müze gezdim! İyi ki de öyle yapmışım. Çok zevk aldım bu geziden. Benim gibi toplantı kaçağı arkadaşlarla Nusrat Mayın Gemisi’ni ve Çimenlik Kalesi’ni gezdik. Blogcuda yazı yazma resim ekleme zevkim öldü teknik zorluklar yaşadıkça ama Kale’yi anlatmak için gene gelip yazmaktan kendimi alamadım.
Kale, bugün Deniz Komutanlığı’na bağlı bir müze. Ancak öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya gezeceğiniz bir yer değil! Ziyaretçilere asker ağabeyler gezdiriyor her yeri; hatta izinsiz sağa-sola dönmek yok, hemen birisi uyarıyor “hayır, şimdi sağdaki panolara bakacaksınız, sonra sol tarafa gidebilirsiniz!” Garip ama bir bakıma iyi yapıyorlar. Hiçbir ziyaretçinin boş boş bakıp geçmediği, sergilenen her bir objenin, her bir salonun vermek istediği mesajı herkesin aldığından emin olmak kaygısı hissediliyor. Mesela bir vitrinde Çanakkale Savaşı’nda Türk askerlerin kullandığı Alman yapımı tüfekler, diğerinde düşman askerlerin elindeki tüfekler sergileniyor; ziyaretçinin kendi halinde vitrinlere bakıp önünden geçip gitmesine izin yok! Görevli asker abi, silahların özelliklerini tek tek anlatıyor sıkıcı olmayan, son derece akıcı bir anlatımla. Ne kadar üstün silahlara karşı bizim askerimizin elinde ne kadar yetersiz silahlar varmış, iyice görüp anladıktan sonra o galeriden çıkabilirsiniz. Asker abi sizi bir sonraki salonda görevli arkadaşına teslim ediyor. “Dur” denilince durup sıradaki video gösterisini izliyorsunuz, anlatıcı lafı alınca onu dinliyorsunuz (ses sistemi çok iyi, duyamamak gibi bir kaygı yok), “bak” dediği maketlere, objelere bakıyorsunuz. Anlatılanların, filmlerde gösterilenlerin, sergilenenlerin hepsi birbirini tamamlar ve takip eder nitelikte olduğundan bir şey kaçırmamak için can kulağıyla dinliyor tüm ziyaretçiler…
İkinci katta bir sürpriz bekliyor gezenleri. Türk ve İngiliz siperlerinde günlük yaşam canlandırılıyor maket askerlerle. Sürpriz olan, maketlerden birisinin canlanıvermesi! Anlatıcı, siperdeki asker kılığında anlatıyor siperde arkadaşlarının neler yaptıklarını, ne yiyip içtiklerini, neler hissettiklerini. Sonra İngiliz siperlerine de götürüyor konukları, karmakarışık duygular içinde. Bir İngiliz askerin ailesine yazdığı hasret dolu mektubu okutuyor yüksek sesle bir ziyaretçiye… Sağsalim eve dönme, çocuklarına kavuşma duasına amin demek isterdi bizim askerin de gönlü ama karşısına çıktığı anda onu vurmak için elinden geleni yapacak…Biraz ilerleyince Çanakkale gazilerinin banda kaydedilmiş sesinden savaş anılarını dinliyorsunuz… Müze bölümü sanırım bu şekilde sonlanıyordu ama dileyenler üst katta resim sergisini de gezebiliyor, tabi ki görevli askerlin anlatımı eşliğinde.

Üçüncü katta resimleri sergilenen ressam, Fehmi Korkut Uluğ. Ressamın hikayesi ile başlanıyor geziye. Dedesi Hasan Fehmi, bir Çanakkale gazisi. Hasan Fehmi Bey’in birliğindeki askerlerin nerdeyse tamamı Çanakkale’de şehit olur, kendisi ise yaralanır ancak emir eri tarafından kurtarılır ve savaştan sonra 9 yıl daha yaşar. Ağır yaralı olarak cepheden İzmir’e sevkedildiğinde kendisine bakan Yahudi hemşire ile evlenir. 3 kızları olur. Korkut Bey, bu kızlardan birisinin evladı. (Bundan
sonra yazdıklarım, müzede anlatılmıyor, başka kaynaktan bulduğum bilgiler) Korkut Bey, bir gün Çanakkale’de müze gezerken, sergilenen fotoğraflardan birisindeki yüzü tanır: Kendi dedesinin yüzü. Dedesi Hasan Fehmi, 1915 yılında İzmir’den Çanakkale’ye sevkedilen askerleri gösteren fotoğrafta ön sırada oturmaktadır. Dedesinin müzede asılı bir fotoğraf karesinden kendisine baktığını görmek, torununu çok duygulandırır. Çanakkale cehenneminden çıkmış, ısrarla hayata asılmış dedesi için bir şeyler yapmak ister o zamanlar genç bir mühendis olan Korkut Bey. Resim yapmaya karar verir. Yaşanan büyük savaşı yeni nesillere aktaracak tablolar yapar, müzede sergi açar; resimlerinin bir kısmı satılır. Geriye kalanları toplamak için geldiğinde bir müze görevlisi subay “bu resimler buraya, dedenizin kanını döktüğü yerlere ait, burada kalmalı” deyince paketleri geri açar, müzeye bağışlar.
En baştaki resim, ressamın dedesinin birlik arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğrafının tuvale aktarılmış hali. Gittikçe daha soyut oluyor tablolar, Kanlı Tepe’yi, Şehadet’i anlatan tablolara doğru ilerliyoruz alçak kapılardan geçip girdiğimiz küçücük odalarda. Son odada yüksekte kocaman bir tablo! Atlarının sırtında askerler. Detaylara dikkat çekiyor bizi gezdiren asker: Atların nalları yok, askerlerin silahı yok..Onlar şehit askerlin ruhuymuş, bizleri uğurluyorlarmış.. . Dualar ve Amin sesleri yükseliyor ziyaretçi grubundan böylece vedalaşıyoruz Çanakkale şehitleriyle..











