Başak'ın Blogu...

6/6/2009

Kristal Ayakkabı Mağazası



Konuk yazar Pınar  Adana'da helva dağıtma öykülerini anlatıyor.
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

“Ben Abdullah Yırtıcı’nın torunuyum. Helva getirdim. Mustafa Bey’le tanışabilir miyim?”

“Tabii efendim buyurun”

Ayakkabıcı dükkanının üst katına çıkmam için bana yol gösteriyor emektar tezgahtar Ramazan Bey. Üst katta, kutu gibi minicik bir odada, ayakkabı kutularının ortasındaki bir çalışma masasının çevresinde oturan dört adamın olduğu odaya giriyorum. Cumhuriyet’in ilk yıllarını görmüş, yaşlı görünümlü ama genç ruhlu dört adamın olduğu odaya.

“Bayan Tosun geldi” diye tanıtıyor beni  Ramazan Bey. Sandalyelerden birine buyur ediliyorum. Dedemi anlatıyorlar bana.

 “Avukat gibi adamdı” diyor kahverengi takım elbise-kravatlı, Devlet Demiryolları’ndan emekli hukuk müşaviri Bey.  

“Okumayı çok severdi, yüzlerce sayfalık hukuki iddianameleri okumaktan sıkılmazdı.”

“Hem okumaya meraklıydı, hem de okuduğunu değerlendirirdi. Keserdi gazetede okuduklarını, arşiv yapardı.”

“Kelimelerin bile aslını öğrenmeye çalışırdı.”

Atletizme olan merakını anlattılar bana. En konuşkanları, TCDD’de 39 sene 9 ay çalışmış olmakla gurur duyan, 11 senedir emekli olan hukuk müşaviri beyefendiydi.  Eski yüzücülerdendi, dedemle de spor sohbetlerine olan ortak merakları sayesinde tanışmışlar, 11 sene arkadaşlık etmişlerdi. Dedemin atletizim merakını şu sözlerle anlattı bana:

“Spora, özellikle atletizme, onun kadar meraklı insan Adana’da yoktu.  Gülle atmadan sırıkla atlamaya, kırılan tüm rekorların derecelerini bilmek, şampiyon atletlerin her koşuyu kaç saniyede tamamladıklarını öğrenmek isterdi. Gazetelerin spor sayfalarına kızardı,  atletizm başarıları ile ilgili tüm detayları vermedikleri için”

Ramazan Bey, getirdiğim helvaları servis ederken, etrafa bakındım. Adana Belediyesi’nin bir yanındaki sokakta yer alan ayakkabıcı mağazasının “yönetim” katı olan küçük odadayım. Kapıdan girer girmez eski bir çalışma masası ve önünde mağaza sahibi Mustafa Bey’in emekli dostlarını buyur ettiği –benim de buyur edildiğim- sandalye ve tabureler   ile karşılaşılıyor. Masanın gerisinde Atatürk’ün resmi, bir Türk bayrağı.  Sol taraftaki duvarda bir Türkiye haritası var. Bir de çok eskilerden kalma pilli radyo asılı duvarda.  Odanın sağ tarafında ayakkabı kutuları. Mustafa Bey ve arkadaşları helvanın tadına bakarken dedemi anlatmaya devam ediyorlar. Aklımda parça parça cümleler kaldı.

“Disiplinli, tutumlu bir adamdı, ama paraya düşkün değildi, sohbeti severdi. “

“Meral (Abdullah’ın büyük kızı ve benim annem) küçücüktü daha...  Abdullah Bey giyinir kuşanır, Meral’i kütüphaneye götürürdü her hafta.”

“1979’da ev kadınlarına emeklilik hakkı getirilmişti. Ben resmi gazete’yi ilk edinip okuyanlardan biri olarak, bunu herkesten önce öğrendim, çevremdekilere haber verdim belki 30-40 kişiye söyledim ‘Eşlerinizin emeklilik primlerini yatırmaya başlayın onların  emeklilik hakkı edinmelerini ihmal etmeyin’ diye. Avukat dostlarım bile bunun önemini anlamadı, ihmal ettiler. Abdullah Bey’le karşılaştığımda ise anladım ki, o bir şekilde benden bile önce haberi almış, karısını Bağ-kurlu yapmış”

“Keşke üniversiteye gitseydi, okuyabilirdi, hem de hiç sınıftan kalmadan. Babası ile ticaret yapmayı tercih etti.”

“İşte biz her gün böyle toplanırdık burada. Gazetelerde yazanları, memlekette olup bitenleri konuşurduk. Abdullah Bey öğleden sonra gelirdi. Sabahları meşgul olurdu. ‘Yetişemiyorum’ derdi, ‘okunacak şeylere yetişemiyorum’.”

………………..

Gitme vakti geldi diye düşündüm. “Ben izninizi isteyim”, dedim. Dört amca ayağa kalktı ve dediler ki “Abdullah Bey kalkarken, ‘Ayağa kalkmayın’ derdi, ‘Kalkarsanız, bir daha gelmem’. Ama siz dedeniz gibi yapmayın” Böyle söylediler ve beni mağazadan ayakta yolcu ettiler.

Kategori: Gunler-Gecerken
5/6/2009

Keşif

Klasik müzik dünyasından yeni  bir haber var:  Araştırmacılar, bir kütüphanede Alman besteci Robert Schumann’ın daha önce bilinmeyen bir eserinin el yazmalarını bulmuşlar! “Ahnung” (Sezgi) adındaki tek sayfa üstüne yazılmış, 24 ölçüden ibaret piyano eserinin üzerinde tarih yazmıyor ama araştırmacılara göre eser 1838’de yazılmış ve üzerindeki bir nota göre sanatçının eşi Clara tarafından Julius Allgeyer adlı arkadaşına hediye edilmiş.  

Clara’nın hazırladığı eser listesinde adı geçtiği için bu bestenin varlığı daha önce bilinmekteymiş ama notaları gören, eseri çalıp dinleyebilen yokmuş.  Sonsuza dek kaybolduğu sanılan notalar meğerse 1888 yılında Almanya’nın İsviçre sınırındaki Konstanz Gölü kıyısında kurulu Überlingen şehrindeki kütüphaneye bağışlanan bir dosyada yer almaktaymış. Jullius Allgeyer’in erkek kardeşi Überlingen şehrindeki kütüphanenin kurucusu olduğundan onun kütüphaneye bağışladığı diğer şeylerle birlikte bu el yazmasının da kütüphaneye geldiği  tahmin ediliyor.  Yıllar boyu kimse dosyadaki bu nota sayfasının önemini fark edememiş.  2006 yılında kütüphaneciler dosyayı yeniden kataloglarken bu sayfanın kayıp eser olduğu keşfedilmiş! Ne var ki bu bilgiyi Münih’teki “Müzik Kaynakları Uluslar arası Repertuarı” yetkilileri inceleyip doğrulayana kadar gizli tutmuşlar.  Schumann’ın kayıp eserinin bulunduğu haberi Nisan 2009’da kamuoyuna açıklanmış.

Parça ilk defa Eylül 2009’da, el yazmasının bulunduğu Überlingen şehrinde seslendirilecekmiş. Şimdilik Schumann’ın 1838’de yazdığı bir başka eserini dinlemek isteyenler, buraya tıklayabilirler>>

Kategori: Ordan-burdan
4/6/2009

"Kültür için Yırtıcı" Abdullah Bey

Dedemi dün kaybettik. Fotoğraf makinemde bu fotoğrafı buldum, sanırım geçen yazdan kalma. Bir de taranmış bir gazete küpürü buldum bilgisayarımda. Arkadaşı emekli hakim Tufan Alpat,  Barış adlı  Adana yerel gazetesindeki köşesine konu etmiş onu (tarihi bile üstüne kaydetmemişim, hiç yakışmadı bu arşivci Abdullah Bey'in torununa....ama kızları not etmiş, bana sonradan bildirdiler: 8 Kasım 2008 ) Dedemi anmak için o yazıdan bir bölümü de ekliyorum aşağıya. Geçen Temmuz ayında anlattığı askerlik anıları ise bu adreste >>

"Bahsetmek istediğim bu muhterem zat, Adanamızın maruf eski semtlerinden Kalekapısı'nda küçük bir kapalı çarşıda sevgili babası ile gıda ticareti yapıp, rahmetli babasından sonra da aynı işe yıllarca devam etmiş ve şimdi emekli hayatı yaşayan sayın Abdullah Yırtıcı Bey'dir.

Abdullah Bey halen 80 yaşın üstünde fakat sağlığı yerinde, gönlü zevk ve kültür yanlısı, dimağı  eğitim ve okuma ile meşgul, dürüst geçmiş 85 yıllık hayatı başarısı ve yetiştirdiği evlatlarla huzurlu; halen genç dimağı, zekası ve eksilmemiş olan kuvvetli hafızası okuma hazzı ile doyulmaz bir sohbet ve yüksek bir kültür insanıdır.

Abdullah Bey merhum babasının tek evladı olduğu için Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okumak hakkı kazandığı halde babası tarafından evden uzaklaşması ve dolayısıyla yüksek tahsile devama izin alamamış ve Adana Erkek Lisesi mezunu olarak kalmıştır. Burada merhum babanın evlat sevgisini ve sayın Abdullah Beyin babaya olan bağlılığını ve hürmetini takdir etmek gerekir. Ancak bu kadar okumak azmi olan genç Abdullah Yırtıcı'nın baba yanında kalışı bugün için, ülke ve millet için bir kayıp olmuştur diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ama ne var ki o zamanın örf ve adeti, babanın evlada düşkünlüğü, evladın babaya sadakati bu durumu meydana getirmiştir. Ancak kadere saygı yönünden "ne vaki olmuşsa o hayırlıdır" inancı ile bu sonucu böylece kabul etmek ve hayırlı olduğuna inanmak gerekli olan makul ve mantıklı olan sonuçtur.

Abdullah Bey okusa idi belki şimdi emekli vali, emekli hariciyeci veya bir emekli defterdar idi .Nitekim emsalleri arasında öyle olanları bulunmaktadır.

Ama Abdullah Bey kendi hayatında olan boşluğu sevgili kızlarının ve torunlarının okumasındaki başarıları ile doldurmuş, şimdi onlarla mutlu ve onurlu.
.....................

İşte bu evlat ve torun başarısı Abudllah Bey'i tatmin ve teselli eden iki büyük sebep. Fakat kendisinin doymayan, dinlenmek durmak bilmeyen bir okuma zevki var. Bu adeta kendisinin yaşam formülü, günlük kültür, bilgi ihtiyacı.

Günlük gazeteler her zamanki ihtiyacı, ayrıca önemli hukuk konuları, o yöndeki hukuk kitapları, mahkeme kararları, Anayasa Mahkemesi kararları arayıp bulduğu konular.

Okumayı, araştırmayı ve arşiv yapmayı seven bir genç ve dinç gönül.  Halen avukat, doktor ve belli iş adamları her gün aradığı dostları. Büyük bir dost ağı var, her gün onlarla buluşmak, memleket konularını tartışmak sürekli alışkanlık ve merak alanı.

 ..................................

Soyadı Yırtıcı amaO, eğitime kapıların açılması için Yırtıcı, kültür için Yırtıcı, kütüphane için özlemli, faydalı konularda Yırtıcı...Asla sert, asla kırıcı, incitici değil; kökü mazide ufku gelecekte olan bir kültür insanı....Yaşı ile beraber yaşlanmamış, beyni, bedeni, ruhu, gönlü genç kalmış bir müstesna insan..." 

 

Kategori: Gunler-Gecerken


« Önceki::Sonraki »

Blogcu ile yapıldı