Başak'ın Blogu...

7/7/2008

Anneannemin Anlattıkları: Ortaokulda

Ortaokulda tabiat bilgisi dersinde böceklerin sindirim sistemine kadar öğrendik. Bitkilerin yapraklarını, organların içini, bitkilerin nasıl döllendiğini öğrendik, şemalarını çizdik. Biz çok bilgili yetiştik. Şimdiki çocuklarda böyle bir şey yok! Artık bilgi az. Biz fizik dersinde elektrik öğrenirdik, halen hangi telin nereden geçtiğini bilirim, kapı zilinin çalışmasını telgrafın ve telefonun çalışmasını öğrendik, şimdi bile elektrik işlerinden anlarım, korktuğum için tamirat filan yapmam ama nasıl yapıldığını anlarım.

Ortaokul mezunlarına öğretmenlik yapma hakkı verilmişti. Sınava girmek gerekiyordu. Bir-iki dersten sınava girilecekti: Beden eğitimi, Türkçe, matematik.  Babam beden eğitimi sınavına girmemi istemediğinden gidemedim. Ne yapayım, benim de tombişlerim (çocuklarım) okudu.

Kategori: Sozlu_Tarih
7/7/2008

Anneannemin Anlattıkları: İlkokula Giderken 2

Otobüs yok, dolmuş yok. Okul Tepebağ’da. Bizim evimiz Vilayet’ten de ötedeydi.  Yaya gider gelirdik.  Okulda sinema salonu da vardı. Hem İnkılap Okulu’nda, hem Gazipaşa Okulu’nda. Ama Gazipaşa Okulu’ndaki daha büyük, daha güzeldi. Bir kış günü okuldan çıkınca okulun sinemasına girdik. Sinemadan bir de çıktık ki, ortalık kararmış! Elektrikler yanmış. Nasıl korkuyoruz eve gidene kadar! “Geç geldin!” diye kızacaklar diye korkuyoruz. Aliye Ninen (ileriki yıllarda kayınvalidesi olacak ) tekkeden çıkmış, eve gidiyormuş, beni görünce “Korkma, ben seni götürürüm” dedi. Beni eve kadar bıraktı, onu hiç unutmam.

Karrneleri alıp tatile girdiğimizde, sınıfımızı geçtiysek sevinirdik. Arkadaşlarımızı “Temsilimiz var, bize buyurun” diye çağırırdık. Evde bir ipe perde gererdik, sahne perdesi gibi. Arkadaşların kimisi birer görev alırdı; kimi şarkı söylerdi, kimi rol yapardı, bir kısım arkadaşlar da seyrederdi. Böyle ev temsillerimiz olurdu.

 

Kategori: Sozlu_Tarih
7/7/2008

Anneannemin Anlattıkları: İlkokula Giderken



Adana'da ilkokul 3’e kadar “çocuk okulu” na (İnkılap Okulu) gittim, sonra büyüklerin okuluna gittim (Gazipaşa Okulu). Bizim zamanımızda öyleydi. İlkokul 1. ve 2. sınıfta Zehra Hanım diye kısa boylu, tombiş bir öğretmenimiz vardı.  Dişlerinin üstünde bir yakut, bir zümrüt taş vardı. O devirde dişlerine kaplama yaptırmış. Ben 5 yaşında okula başlamıştım. Bayılırdım bu beyaz tenli, tombiş, süslü öğretmene. Bir gün kırmızı kalemle tırnaklarımı boyamıştım. O kalemin boyası silme ile, yıkama ile hemen çıkmazdı. Bana “Niye boyadın! Git yıka” dedi. Ben de bahçede  tırnaklarımı betona sürte sürte temizlemeye çalıştım. Okul müdürü gördü beni. Öğretmene “Bu yaştaki çocuğun tırnağına niye karışırsınız!” diye kızmış.  

Ben herkesten evvel okuma yazmayı çözdüm. Beni o sınıftan öbürüne kucakta götürürlerdi, “bakın bu küçük kız öğrendi” diye gösterirlerdi. Ortaokuldan sonra babam okula göndermedi.

4. ve 5. sınıfı bana okutan öğretmen, Muammer öğretmendi. O da güzel kadındı, şapka takan bir öğretmendi. Okullar sabahtan saat 3’e kadar devam ederdi. Sabahçı-öğlenci yoktu. Cumartesileri öğlen saatinde dersler biterdi. Kantinimizde defter-kalem satılırdı, simit bile satılmazdı. Evden sefertası getirirdik. Bizim okulumuz yeni yapılmış, kaliteli bir okuldu. Yemeğin bodrum katında yemekhane vardı, yemek pişmezdi ama herkes getirdiği yemeği oradaki uzun masada yerdi. Ben küçük olduğumdan benim yemeğimi çalalardı. Annem yemeğimi küçük bir paket yapıp çantama koymaya başladı, kimse görmesin ve çalmasın diye.

(Fotoğraf1: 1998 depreminden sonra restore edilen Inkılap İlköğretimokulu ; Fotoğraf2: Ressam Salih Urallı'nın Şapkalı Kadın tablosu )


 


Kategori: Sozlu_Tarih


« Önceki::Sonraki »

Blogcu ile yapıldı