Kristal Ayakkabı Mağazası
Konuk yazar Pınar Adana'da helva dağıtma öykülerini anlatıyor.
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
“Ben Abdullah Yırtıcı’nın torunuyum. Helva getirdim. Mustafa Bey’le tanışabilir miyim?”
“Tabii efendim buyurun”
Ayakkabıcı dükkanının üst katına çıkmam için bana yol gösteriyor emektar tezgahtar Ramazan Bey. Üst katta, kutu gibi minicik bir odada, ayakkabı kutularının ortasındaki bir çalışma masasının çevresinde oturan dört adamın olduğu odaya giriyorum. Cumhuriyet’in ilk yıllarını görmüş, yaşlı görünümlü ama genç ruhlu dört adamın olduğu odaya.
“Bayan Tosun geldi” diye tanıtıyor beni Ramazan Bey. Sandalyelerden birine buyur ediliyorum. Dedemi anlatıyorlar bana.
“Avukat gibi adamdı” diyor kahverengi takım elbise-kravatlı, Devlet Demiryolları’ndan emekli hukuk müşaviri Bey.
“Okumayı çok severdi, yüzlerce sayfalık hukuki iddianameleri okumaktan sıkılmazdı.”
“Hem okumaya meraklıydı, hem de okuduğunu değerlendirirdi. Keserdi gazetede okuduklarını, arşiv yapardı.”
“Kelimelerin bile aslını öğrenmeye çalışırdı.”
Atletizme olan merakını anlattılar bana. En konuşkanları, TCDD’de 39 sene 9 ay çalışmış olmakla gurur duyan, 11 senedir emekli olan hukuk müşaviri beyefendiydi. Eski yüzücülerdendi, dedemle de spor sohbetlerine olan ortak merakları sayesinde tanışmışlar, 11 sene arkadaşlık etmişlerdi. Dedemin atletizim merakını şu sözlerle anlattı bana:
“Spora, özellikle atletizme, onun kadar meraklı insan Adana’da yoktu. Gülle atmadan sırıkla atlamaya, kırılan tüm rekorların derecelerini bilmek, şampiyon atletlerin her koşuyu kaç saniyede tamamladıklarını öğrenmek isterdi. Gazetelerin spor sayfalarına kızardı, atletizm başarıları ile ilgili tüm detayları vermedikleri için”
Ramazan Bey, getirdiğim helvaları servis ederken, etrafa bakındım. Adana Belediyesi’nin bir yanındaki sokakta yer alan ayakkabıcı mağazasının “yönetim” katı olan küçük odadayım. Kapıdan girer girmez eski bir çalışma masası ve önünde mağaza sahibi Mustafa Bey’in emekli dostlarını buyur ettiği –benim de buyur edildiğim- sandalye ve tabureler ile karşılaşılıyor. Masanın gerisinde Atatürk’ün resmi, bir Türk bayrağı. Sol taraftaki duvarda bir Türkiye haritası var. Bir de çok eskilerden kalma pilli radyo asılı duvarda. Odanın sağ tarafında ayakkabı kutuları. Mustafa Bey ve arkadaşları helvanın tadına bakarken dedemi anlatmaya devam ediyorlar. Aklımda parça parça cümleler kaldı.
“Disiplinli, tutumlu bir adamdı, ama paraya düşkün değildi, sohbeti severdi. “
“Meral (Abdullah’ın büyük kızı ve benim annem) küçücüktü daha... Abdullah Bey giyinir kuşanır, Meral’i kütüphaneye götürürdü her hafta.”
“1979’da ev kadınlarına emeklilik hakkı getirilmişti. Ben resmi gazete’yi ilk edinip okuyanlardan biri olarak, bunu herkesten önce öğrendim, çevremdekilere haber verdim belki 30-40 kişiye söyledim ‘Eşlerinizin emeklilik primlerini yatırmaya başlayın onların emeklilik hakkı edinmelerini ihmal etmeyin’ diye. Avukat dostlarım bile bunun önemini anlamadı, ihmal ettiler. Abdullah Bey’le karşılaştığımda ise anladım ki, o bir şekilde benden bile önce haberi almış, karısını Bağ-kurlu yapmış”
“Keşke üniversiteye gitseydi, okuyabilirdi, hem de hiç sınıftan kalmadan. Babası ile ticaret yapmayı tercih etti.”
“İşte biz her gün böyle toplanırdık burada. Gazetelerde yazanları, memlekette olup bitenleri konuşurduk. Abdullah Bey öğleden sonra gelirdi. Sabahları meşgul olurdu. ‘Yetişemiyorum’ derdi, ‘okunacak şeylere yetişemiyorum’.”
………………..
Gitme vakti geldi diye düşündüm. “Ben izninizi isteyim”, dedim. Dört amca ayağa kalktı ve dediler ki “Abdullah Bey kalkarken, ‘Ayağa kalkmayın’ derdi, ‘Kalkarsanız, bir daha gelmem’. Ama siz dedeniz gibi yapmayın” Böyle söylediler ve beni mağazadan ayakta yolcu ettiler.


